Dün aynı meydanda simit yiyen insanın bugün 'biber gazı' yemesi... Mesele sadece güvenlik değil; anlamın yer değiştirmesidir.
Gazeteci-Eylem BULDU
Bir gün düşünün…
Aynı sokak, aynı kaldırım, aynı insan. Dün sıradan bir günün akışında yürüyen, oturan, nefes alan biri; bugün aynı yerde kendini bir anda müdahalenin ortasında buluyor. Değişen ne? Takvim.
1 Mayıs’ın bu ülkedeki en büyük sorunu tam da burada başlıyor:
Gün değişiyor ama yaklaşım değişmiyor.
Oysa 1 Mayıs, dünyanın birçok yerinde bir “denge günü” olarak kabul edilir. İşçiyle işveren arasındaki görünmez gerilimin görünür olduğu, ama bu görünürlüğün çatışmayla değil, ifade ile yönetildiği bir eşik… Bizde ise bu eşik çoğu zaman bir kırılma anına dönüşüyor.
Sokakta olan herkes bilir:
Bir süre sonra sloganın tonu değil, sirenin sesi belirleyici olur.
Bir süre sonra kalabalığın yönü değil, müdahalenin yönü konuşulur.
Ve tam o noktada, 1 Mayıs özünü kaybeder.
Bugün sorulması gereken en net soru şu:
Kimi kimden koruyoruz?
1 Mayıs, tarafların birbirine mesafe koyduğu değil; aynı zeminde konuşabildiği bir gün olmalıdır.
Ama biz o zemini kaybettik.
Yerine ne koyduk?
Bariyerler, tomalar…
Yani diyaloğun yerine mesafe, ifadenin yerine müdahale!..
İşte sosyal çürüme dediğimiz şey tam olarak budur:
Bir günün anlamı ile o gün yaşanan gerçeklik arasındaki uçurumun büyümesi.
1 Mayıs bir kelebek etkisidir.
O gün nasıl geçerse, toplumun geri kalan günlerine öyle yansır.
Eğer o gün insanlar kendini ifade edebiliyorsa, yıl boyunca bir umut taşır.
Ama o gün insanlar kendini savunmak zorunda kalıyorsa, o savunma hali zamanla bir refleks olur.
Ve bir toplum, sürekli savunma halindeyse; artık konuşamaz, sadece tepki verir.
Bugün 1 Mayıs’ın geldiği nokta, tam da bu:
Kutlanması gereken bir günün, katlanılması gereken bir güne dönüşmesi.
Oysa mesele çok basit aslında.
Hiç kimse dün simit yediği şehirde, bugün biber gazı yememeli.
Bu sadece bir cümle değil, bir ilke olmalı.
1 Mayıs’ın doğru kutlanması gerekiyor.
Ama “doğru kutlama” sadece bir çağrı değil, bir sorumluluk.
Bu sorumluluk;
Ne günü istismar edenlerin,
Ne de günü bastırarak yönetenlerin tekeline bırakılabilir.
Çünkü 1 Mayıs, ne bir grubun vitrini, ne de bir müdahale alanıdır.
1 Mayıs, bir toplumun kendine ayna tuttuğu gündür.
Ve o aynada görülen şey, sadece o güne ait değildir.
Geleceğin de habercisidir.
Eğer o aynada sürekli aynı görüntüyü görüyorsak, o zaman sorun 1 Mayıs’ta değil, onu yönetme biçimimizdedir.
Ve şunu söylemek gerekir:
1 Mayıs bir bayramdır. Ortası yoktur.
Saygılarımla...